
GAYRİMÜSLİM BİR ÜLKEDE ÜÇ İSLAM ÜNİVERSİTESİNE İZİN
İlk İslam Üniversitesi’nin kurulmasına, Avrupa’nın gayrimüslim bir ülkesinde izin verildi.
Avrupa’da Kurulan İlk İslam Üniversitesinin Bilinmeyenleri
Rotterdam İslam Üniversitesi (1997)
Yeni çıkan “Bilinmeyen Tarihiyle Rotterdam İslam Üniversitesi” kitabının yazarı Dr. Cemal Yılmaz ile Hollanda ve Avrupa’daki Türklerin yükseköğretim alanındaki durumunu konuştuk.
Bugüne kadar pek çok bilinmeyenleri Türkiye’de ilk kez bu röportajımızda okuyacaksınız.
• Soru: Diğer sorularıma geçmeden önce Hollanda’da kaç İslam üniversitesi var sorusuyla başlayalım?
Cevap: Hollanda’da aslında 3 İslam üniversitesi vardı ancak biri 2019 yılında kapandı. Şimdi sadece iki İslam üniversitesi sağlıklı bir şekilde eğitim faaliyetlerine devam ediyor.
Bunlardan ilki 1997 yılında kurulan ve Avrupa’nın ilk İslam üniversitesi olan Rotterdam İslam Üniversitesi (IUR), diğeri ise 2018 yılında kurulan Amsterdam İslam Üniversitesidir (IUA). Hem IUR hem de IUA’daki eğitimler resmen Hollanda tarafından tanındı. Yani diplomaları YÖK tarafından da tanınmaktadır.
Üçüncü üniversite; Avrupa İslam Üniversitesi (IUA) ismiyle 2001 yılında kurulan üniversite ise 2019 yılında kapandı.
• Soru: Hollanda gibi 18 milyonluk küçük bir ülkede bu kadar İslam üniversitesine gerek var mıydı, Bunlar bir de aralarında mutlaka rekabet ediyorlardır. Türklerin âdetidir birbiriyle çatışmak ve çekişmek?
• Cevap: Bu üniversiteler, iki ayrı büyük şehirde bulunuyor; biri Rotterdam şehrinde diğeri Amsterdam şehrinde. Kapanan üniversite de Schiedam şehrindeydi.
Bu şehirlerde önemli oranda Türk, Faslı ve diğer etnik kökene sahip Müslüman yaşıyor. Ayrıca Hollanda’da hem Müslüman gençler tarafından hem de yerli Hollandalılar tarafından İslam’a büyük ilgi var. Üstelik bu faal olan iki üniversitenin Avrupa genelinden gelen öğrencileri de var. Dolayısıyla her ikisi de tüm Avrupa’ya hitap ediyor.
Diğer yandan rekabet olsa bile bundan korkmamak lazım bilakis kalitenin yükselmesi için rekabet yapıcı olursa faydalı da olur. Ancak bu iki üniversitenin aralarında işbirliğinin ve istişarenin de olması önemlidir.

• Soru: Peki şimdi de biraz kitabınızdan bahsedelim. Çok kalın ve hacimli bir kitap. Neler içeriyor?
• Cevap: Biraz evvel de ifade ettiğim gibi kitap 1997 yılında Avrupa’da kurulan ilk İslam üniversitesi olan Rotterdam İslam Üniversitesinin (IUR) ilk başlangıç süreçlerini ele alıyor. Üniversitenin kuruluşu, kurucuları, akademik ve idari kadrosu, emeği geçenler gibi pek çok konuyu işliyor.
Belgelere dayalı olduğu için herhangi bir spekülasyon veya asılsız söz ve haberlere yer verilmedi. Kulaktan duyulan ifadeler veya ithamlar dikkate alınmadı. Kul hakkına girmemek için azami dikkat gösterdik. Bilinmeyen olay ve olgular aydınlatıldı.
Örneğin Diyanet İşleri Eski Başkan Yardımcısı merhum Hamdi Mert’in üniversitenin 1997 yılında ilk Yönetim Kurulu Başkanı olduğunu ve üniversitenin kuruluşunda önemli rol oynayan ikinci kişi olduğunu çoğu kimse bilmiyor. Dolayısıyla bu kitap üniversitenin bilinmeyen tarihine ışık tutuyor.
• Soru: Bugüne kadar Prof. Dr. Ahmet Akgündüz hocanın ismi geçti hep Rotterdam üniversitesiyle ilgili?
• Cevap: Doğru onun da emekleri önemli. Aslında üniversitenin bugüne kadarki hayatını üç döneme ayırmak mümkündür. İlk dönem kurucular dönemi yani birinci kuşak dönemi; 1997 ile 2001 arasını kapsar, çok meşakkatli geçti.
İkinci Dönem 2001’den sonraki dönemi kapsar. İşte bu ikinci dönem Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün rektör ve Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş hocanın Yönetim Kurulu Başkanı olarak göreve başladığı dönemdir.
Ancak şimdi yeni bir rektör atandığını duyduk. Bu durumda üçüncü kuşak yöneticiler dönemi başlıyor demektir. Şimdiden başarılar dileriz kendilerine.

• Soru: En çok merak edilen konu; Rotterdam İslam Üniversitesinin neden kurulduğudur?
• Cevap: Aslında bunun temelinde 1982 yılında Hollanda’da başlayan imam eğitimi tartışmaları yatıyor. Hollanda diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, başta Türkiye ve diğer halkı Müslüman ülkelerden gelen imamları, entegrasyona karşı diye istemiyordu.
İmamları kendimiz eğitelim, artık dışarıdan gelmesin diye çeşitli adımlar attılar. Bilimsel araştırmalar yaptırdılar, Hollanda Meclisinde soru önergeleri verildi. Bu durum tam 15 yıl sürdü.
Ancak bir türlü imam eğitimini gerçekleştiremediler. Nedenlerden biri camiler ve Müslümanlar, imamların Hollanda Katolik ve Protestan ya da İslami hassasiyeti bulunmayan eğitim kurumlarında eğitilmesine sıcak bakmadılar.
Hollanda’nın bu konuda ısrarcı olduğunu gören IUR Kurucuları, kendi din adamlarımızı kendimiz eğitiriz, İslami değerleri içselleştirmiş hocalar bu işi yapmalı dedi ve 1997 yılında üniversiteyi kurdular. Yani imam ve manevi rehber eğitimini Hollanda’ya bırakmak istemediler. Üniversiteyi kurmaya kurdular ancak ne para var, ne hoca var, ne altyapı var, hiçbir şey yok, üstelik Hollanda devleti de istemediği bu üniversiteye beş kuruş yardım etmedi. Yani sıfırdan bir üniversite kuruyorsunuz. Tüm yük kurucuların üzerine bindi. Sanki milyonluk bütçesi olan bir üniversite sandı bazıları. Ancak bu üniversite büyük emeklerle kuruldu, çok acılar çekildi; bazıları dışarıdan bakıp kolay eleştiriyor ama ilk kuşak çok büyük bedeller ödedi. Hala zaman zaman itham ve eleştiriden kurtulamadılar. Çoğu zaman da itibar suikastlerine uğradılar. Müslümanı da eleştirdi, Hollandalısı da.
• Soru: Peki, sonra ne oldu?
• Cevap: İlk kurucular bir yanda Hollanda toplumunun Müslümanlara yönelik tarihsel bakışı ile mücadele ederken bir yandan da kıskançlık gibi, neden biz kuramadık da onlar kurdu gibi bir takım gerekçelerle bazı grupların eleştirileriyle uğraşmak zorunda kaldılar.
Diğer yandan da akademik ve idari kadro oluşumu, öğrenci kabulü, sınıfların tanzimi gibi inanılmaz yorucu ve meşakkatli bir süreç sonunda 14 Eylül 1988 tarihinde ilk akademik yılda 60 öğrenciyle derslere başlayabilmeyi başardılar.
Hollanda basını o gün müthiş bir ilgi gösterdi açılışa. Bütün bunlar birkaç kişinin unutulmaz maddi-manevi fedakârlıklarıyla gerçekleştirildi. Kitapta hepsinin ismi yer alıyor.
• Soru: Gerçekten çok ilginç. Sonraki süreç nasıl gelişti?
• Cevap: Üniversiteyi kuran birinci kuşak yöneticiler dört yıllık meşakkatli ve yorucu bir dönemden sonra 2001 yılında görevden ayrıldılar.
Türkiye’den gelen Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ve Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş hoca göreve geldiler; yani ikinci kuşak yöneticiler.
Şu anda üniversite büyüyerek devam ediyor. Gecikmeli de olsa Hollanda devleti üniversiteyi resmen tanıdı. Anladığım kadarıyla mevcut üniversite yönetimi, pedagoji eğitimi için yeni bir fakülte kurmak üzere çalışma yapıyor. Tüm Hollanda ilkokullarında öğretmen olarak çalışacak kadroları yetiştirmeyi planlıyorlar galiba. Oldukça önemli bir adım.
• Soru: Akademik kadroda kimler vardı veya var hala?
• Cevap: Aslında öğretim kadrosu ilk yıllarda karma oluşturuldu ve öyle de devam etti. Üniversitenin yeterli bir mali kaynağı olmadığı için (sadece kurucular ve daha sonra cüzi öğrenci harçları) ilk yıllarda özellikle Hollanda’da yerleşik Türk, Arap ve diğer Müslüman ülkelerden gelen hocalar istihdam edildi.
Bu insanların birçoğu ya işgücü göçü çerçevesinde Hollanda’ya gelenler, ya da yerinden yurdundan edilip iltica etmiş akademisyenlerdi.
Bazıları işsiz güçsüz evde oturmakta ya da işsizlik maaşı aldıkları için belediyeler bunları seviyelerinin altında – temizlik, büro işçiliği gibi – çalışmaya zorluyordu.
Üniversite onlar için bir kurtuluş oldu. Resmi kurumlarla görüşen birinci kuşak yöneticiler, bunların sosyal gelişimlerine katkı sağladığı için üniversitede ders vermeleri için onay aldı. Ders vermek onlar için büyük bir fırsat oluşturdu hem kendilerini geliştirdiler hem de seviyelerinin altında iş yapmaktan kurtuldular.
Devlet tarafından verilen işsizlik maaşına üniversiteden aldıkları cüzi miktarlar da eklenince maddi yönden de biraz rahatladılar.
Bunların yanı sıra kısıtlı imkânlarla doğrudan ders vermesi için Mısır gibi ülkelerden getirilen Prof. Dr. Abdulhaliym Awiss ve Prof. Dr. Raja Houzayyin gibi değerli bilim insanları da görev üstlendi.
• Soru: Sonraki yıllarda da Türkiye’den önemli isimleri görüyoruz eğitim kadrosunda?
• Cevap: Çok doğru. Üniversite kurucularının hedefi büyük olduğu için İslami alanda konuya hâkim önemli hocalar davet edildi.
Bunların başında da Türkiye’de tanınan Prof. Dr. Süleyman Ateş, Prof. Dr. Ahmet Ağırakça ve Prof. Dr. Ahmet Akgündüz gibi hocalar geldi. Saydığım bu her üç isim de sahalarında uzman isimlerdir.
Bu bilim insanları hakkında internette bazı görüş ve yorumları okuyunca insan şaşırıyor. Türkiye insanı gerçekten çok acımasız. Bilim insanlarının her düşüncesine ve görüşlerine katılmayabilirsiniz, çok doğaldır.
Ben de herkesin her düşünce ve tasarrufuna katılmıyorum, aklın süzgecinden geçmediği takdirde. Bir türlü düzeyli akademik tartışma kültürü tam oturmadı bu ülkede. Bir konuda bir şey hoşuna gitmediği ya da çıkarına dokunduğu takdirde dünyanın en kötü insanı sen oluyorsun ve başlıyor ithamlar, suçlamalar, karalamalar. Hala ergen tartışmaları sürüp gidiyor vesselam…



Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.